• BIST 108.489
  • Altın 151,139
  • Dolar 3,6704
  • Euro 4,3242
  • Manisa 20 °C
  • İzmir 21 °C
  • Mimarlık ofisine çizim elemanı aranıyor
  • ADD'den Cumhuriyet konseri
  • Bursa Kebap evine deneyimli usta ve garson aranıyor
  • Sir Winston House’a personel alımı yapılacaktır
  • Yemen Kahvesi Akhisarlılara hizmet vermeye başladı
  • İtina ile zeytin silkme makinası ile  zeytin silkinir
  • Grafiker aranıyor
  • Erdem Zeytinyağı fabrikasında zeytinyağı sıkımları başladı
  • Kaynakçı, boyacı ve montaj personeli aranıyor

Tarihten Günümüze

Halil Erdost

Tarihten Günümüze

        Fatih Sultan Mehmet’in (1432-1481) vezirlerine fermanı şöyledir:

      “Tebaama  (uyruk, bir devletin yönetimi altında bulunanlar)  Allah’ın kullarına yöneteceği soruları sormayın: Dinin ne, peygamberin kim, namaz kıldın mı, oruç tuttun mu, zekâtını verdin mi, hacca gittin mi?  Bunlar Allah’ın sorgu melekleri aracılığıyla kullarına soracakları sorulardır. Siz tebaama ille de bir şeyler soracaksanız  ‘Eğitim hizmetlerinden yararlanabiliyor musunuz, ülkemizde barış içinde yaşayabiliyor musunuz, sağlık sorunlarını kolayca çözebiliyor musunuz, ülkemiz sınırları içinde korkmadan, çekinmeden seyahat edebiliyor musunuz, ürettiğiniz ürünlerin karşılığını hakkıyla alabiliyor musunuz, gelecek kaygısı yaşıyor musunuz, adaletimize güveniyor musunuz, birey olarak fikirlerinizi savunabiliyor, başkalarının fikirlerini savunmasına hoşgörüyle bakılan bir toplumsal ortamda yaşadığınıza inanıyor musunuz, devlete karşı olan sorumluluklarımızı (askerlik, vergi gibi) herkesin eşit olarak yerine getirdiğine ve devlet olanaklarından herkesin eşit olarak yararlandığına inanıyor musunuz?’ gibi sorular sorun. (Yavuz Bahadıroğlu’nun Manisa Şehzadeler Belediyesinin düzenlediği Ramazan etkinlikleri kapsamındaki söyleşisinden alınmıştır.)

       Osmanlının, döneminde bir cihan devleti olmasının altında yatan temel felsefe işte bu yaklaşımdır. Bu yaklaşımın egemen olduğu dönemlerde devlet, kurdurttuğu vakıflar aracılığıyla bırakın insan ihtiyaçlarının karşılanmasını, hastalığı, sakatlığı nedeniyle göç edemeyen kuşların tedavisi için bile tedavi merkezleri (Gurabahane-i  Laklakan) oluşturmuştur.

      Fatih Sultan Mehmet’in bu fermanının iyi irdelendiğinde laisizmin (din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması) esasını oluşturduğu da görülecektir.

       Devletin hangi düşünce, inanç ve kanaat sahibi olursa olsun herkese eşit uzaklıkta ve eşit yakınlıkta olması gerekir. Osmanlı, özellikle kuruluş ve yükseliş dönemlerinde bu yaklaşım ı ve uygulamayı sürdürmüş ve hızla gelişerek bir cihan devleti olma özelliğini kazanmıştır. Ancak cihan devleti olmasının yanı sıra içten içe bozulmaların, çürümelerin oluşmaya başlamasını da engelleyememiştir. Kanuni Sultan Süleyman (1494 – 1566) döneminin ünlü divan şairi Fuzuli, Nişancı Celalzade Mustafa Çelebi’ye hitaben yazdığı Şikayetname adlı mektubunda  “Selam verdim, rüşvet değildir diye almadılar.” diyerek devlet yöneticilerini şikayet etmiş ancak bu ve buna benzer davranışların önüne geçilememiştir. Süreç içinde Fatih’in fermanında dillendirilen uygulamaların tam tersi uygulamalara geçilmeye başlanmıştır.

       III. Osman ve III. Mustafa’ya sadrazamlık yapan Koca Ragıp Paşa (1689 -1763) diplomat şair ve kütüphaneci olarak bilinen bir devlet adamıdır. Kendi himayesinde yetişen, şaka ve hicivleriyle ünlü şair Haşmet ile yakın dosttur. Bir Ramazan günü Koca Ragıp Paşa, diğer devlet erkânıyla birlikte şair Haşmet’i de iftara davet eder. İftar sonrasındaki sohbet sırasında Koca Ragıp Paşa misafirlerine oruç borçlarının olup olmadığını sorar. Herkes cevap verir. Şair Haşmet’in cevap vermediğini gören Koca Ragıp Paşa, “Haşmet, senin borcun yok mu?” diye sorunca Şair Haşmet, “Olmaz mı efendim? Hem de pek çok borcum var; kasaba şu kadar, bakkala şu kadar, manava şu kadar borcum var.” der. Koca Ragıp Paşa, “Ben sana oruç borcunu soruyorum, sen ne söylüyorsun?” deyince Şair Haşmet, “Efendim, bana oruç borcumun olup olmadığını ancak Allah sorar. Ben dünyalık borçlarımı soruyorsunuz zannettim.” der.

                                                          *  *  *

                           “Hararet nardadır sacda değildir
                             Keramet baştadır tacda değildir
                             Her ne arar isen kendinde ara
                             Kudüste Mekkede Hacda değildir”  

 diyen Hacı Bektaş Velilerin;

                     

                           “Bir kez gönül yıktın ise
                             Bu kıldığın namaz değil
                             Yetmiş iki millet dahi
                             Elin yüzün yumaz (yıkamaz) değil”

 diyen Yunus Emrelerin yaklaşımlarından  “Ramazan  gününde oruç tutmamaya utanmıyor musunuz lan”lı, “namaz kılmayanlar hayvandır”lı bağrışmaların, konuşmaların yapıldığı bir döneme biz nasıl geldik? İlk farz olarak “Oku” (Kitap oku, evreni oku, olayları oku, insanı oku) emrini veren bir dinin kitabı olan kitabımız Kur’an-ı Kerim’in pek çok ayetinde “düşünmez misiniz” ,  “düşünün”  deniyor.

       Ne olur, düşünelim; biz bu duruma nasıl geldik?

 

Bu yazı toplam 1726 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Başlangıç Tarihi
Başlangıç Tarihi
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Akhisar Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.