• BIST 109.508
  • Altın 370,306
  • Dolar 6,7450
  • Euro 7,6364
  • Manisa 26 °C
  • İzmir 25 °C
  • TYT yaz kursu 15 Haziran’da başlıyor
  • Kurbanlık büyükbaş hayvan satışları başladı
  • Özel Akhisar Uğur Kurstan ücretsiz YKS matematik kampı
  • Özel Akhisar Uğur Kurstan ücretsiz LGS kampı
  • Çaldiri Turizm: otobüs, uçak ve tren seferlerinde hareket başlıyor
  • Bay eleman aranıyor
  • Plasiyer Aranıyor
  • Bay elemanlar aranıyor
  • E-ticaret konusunda deneyimli personel aranıyor
  • Elektrikçi ve üniversal tornacılar aranıyor
  • SOMGAZ Soma Limited Şirketi
  • Sanayi sitesinde satılık arsalar

Koronanın düşündürdükleri

Halil Erdost

Koronanın düşündürdükleri

İslam düşün dünyasının yetiştirdiği ünlü düşün insanlarının yaptığı dualar (yakarış, dileme) içinde kabul edilmesini en çok istediğim dua Rabiatül Adeviyye’nin (714-801, mezarı Kudüs’te Zeytin Dağı eteklerindedir) duasıdır.Rabiatül Adeviyye duasında der ki “Ey Allah’ım, eğer sana senin cehenneminden korktuğum için ibadet ediyorsam beni o cehennemine gark et.Eğer sana senin cennetini istediğimden dolayı ibadet ediyorsam beni o cennetinden mahrum et.Ben sana ne cehenneminden korktuğum, ne de cennetini istediğim için ibadet etmiyorum.Ben sana, beni sağlıklı biçimde bu dünyaya getirip, bu dünyanın nimetlerinden yararlandırdığından dolayı şükrümü ifade etmek, teşekkür etmek için ibadet ediyorum.Sen ibadetimi kabul et.”Hani Yunus Emre de diyor ya “Cennet cennet dedikleri

Birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene ver onları

Beni seni gerek seni” Yani ibadet sadece Allah’a bir şükran ifadesidir.Hiç bir beklenti için yapılmaz.Beklentilerimizi ancak dualarımızla dile getirebiliriz.Yaratılmışlara değil Yaratan’a kul olarak üzerimize düşenleri yerine getirdikten sonra yaptığımız dualarımızın kabulü de ancak Allah’ın takdirine bağlıdır.

İslami düşüncede ibadetler hiçbir zaman ne bedeni, ne ticari, ne siyasi yani ne dünyevi, ne de uhrevi bir çıkar beklentisi içinde yapılmaz, yapılmamalıdır.Yapıldığı taktirde o artık ibadet olmaz.Yerine  göre bir sportif faaliyet, alınıp satılan bir mal veya bir iktidara gelme aracı haline gelir ki bu rahmetli Yaşar Nuri Öztürk’ün ifadesiyle “Allah ile aldatmak” olur.Bu da Allah’ın en çok lanetlediği “kul hakkı” kapsamı içine girer ve hiçbir biçimde Allah tarafından affedilmez.Çünkü Allah Kur’an’ında diyor ki “ Bana, bana olan borcunuzla gelin, umutsuzluğa düşmeyin, ola ki affederim.Ama bana, kula olan borcunuzla gelmeyin.Onu ben affedemem; onu ancak sizden alacaklı olan affeder.”

Bütün ibadetlerin temel şartı niyettir.Niyetsiz yapılan ibadet, temel şart yerine getirilmediğinden dolayı ibadet kabul edilmez.İbadetin kabulü niyetin belirtilmesiyle mümkündür.Niyet de yapılacak ibadetin “Allah rızası için” yapıldığının belirtilmesidir.Rabiatül Adiviyye’nin dediği gibi Allah’a teşekkür etmek, Allah’ı memnun etmektir.İbadette gösteriş yoktur.Ancak bütün bunlara rağmen hemen bütün ibadetlerin yerine getirilmeleri durumunda sağladığı pek çok bireysel ve toplumsal yararlar da vardır ve bunlar da Allah’ın bir nimeti olarak bizlere sunulmuştur.

Özellikle şu içinde bulunduğumuz “Korona günleri”nde bir düşünelim: İnsanlığın Allah’ın verdiği aklı kullanarak icat ettiği nükleer silahlarla bile engelleyemeyeceğini gördüğü beş mikrondan daha küçük bir canlıyı (virüs) engellemek için bize tavsiye edilen ilk koşul ne? Ellerinizi en az 20 saniye olmak üzere sık sık yıkamak.Koruyucu halk sağılığı uzmanlarının tedavi değil, tedbir amaçlı söyledikleri ve mutlaka yapılmasını istedikleri bu uygulamayı biz günde en az 5 kere (ki daha fazlası ve hatta bozulması durumunda hemen tekrar yerine getirilmesi tavsiye edilir.) ve hatta sadece elleri değil ağız, burun, yüz, kulak, baş, dirseklere kadar kollarımız ve ayaklarımızı da kapsayacak şekilde yıkamayı (abdest almayı) gerçekleştirsek kendimiz ve çevremiz için korona ve diğer bir çok hastalık yapıcı unsurlara karşı korunaklı bir liman oluşturmuş olmaz mıyız?

Koronadan korunmanın ve eğer bizde varsa başkalarına bulaşmasını önlemenin bir başka ön koşulu da kendimizi karantinaya almak yani evimizden dışarı çıkmamaktır. Çünkü bir başkasının hastalanmasına sebep olmak da “kul hakkı yemek” kapsamı içine girer.Bu nedenle hem korunmak hem korumak bizim için bir görev olmalı ve en azından bulaşım süreci boyunca (ki bunun süresini bilim adamlarının oluşturduğu bilim kurulu belirlemeli) mecbur kalmadıkça dışarı çıkmamalıyız.Bu durumun uzun sürmesi aynı zamanda biyolojik ve sosyal özelliğe sahip olan insan üzerinde zihinsel ve bedensel bir takım sorunların doğmasına neden olabilir.Can sıkılması, kendini dinleme, abur cubur bir şeyler yeme ve hareketsizliğin getirdiği kilo alma, kas ve eklem yeri rahatsızlıkları gibi.Bunlar ve benzerleri gibi sorunların giderilmesi için pek çok uzman pek çok televizyon programında çeşitli önerilerde bulunuyorlar.Her biri bir diğerinden önemli öneriler.Kitap okumak… , film seyretmek… , belgesel izlemek… , kendini dinlemek değil , kendini sorgulamak ve eğer varsa hatalarından tövbe etmek, üzdüklerinden, kırdıklarından özür dilemek… Gerektiği kadar yemek ve hatta az yemek ve hatta sindirim organlarımızın da dinlenmeye ihtiyacı var gerçeğinden hareketle belli sürelerle yemek yememek, içecek içmemek (oruç tutmak)… , kas ve eklem rahatsızlıklarını önlemek için kas gevşetici, eklem yerlerini hareket ettirici hareketler yapmak uygulamalarını biz günün değişik saatlerinde en az 40 kez ellerimizi, kollarımızı, çenemizi, boynumuzu, belimizi, dizlerimizi, ayak bilek ve parmaklarımızı hareket ettirecek şekilde yapsak (namaz kılmak) beklenen sonucu gerçekleştirmiş olmaz mıyız? Ve hele bunu, yerine getirilmesi çok zor ama, adeta dünyadan koparak zihinsel bir dinginlik içinde, kendini sadece Yaratan’a bağlayarak yerine getirsek müthiş bir huzur ve mutluluk duymaz mıyız?

Hemen bütün dünya ekonomistlerinin birleştikleri bir gerçek de bu virüsün dünya ekonomisini derinden etkileyeceğidir.Görünen o ki yatırımlar yapılamayacak, işsizlik çoğalacak, gelirler azalacak, insanın insana muhtaçlığı daha da artacaktır. Korona günlerinin doğurduğu bu ekonomik sıkıntıların giderilmesinde sen-ben kavgasını; durumun koşullarından yararlanıp kendi beklentilerini gerçekleştirme fırsatçılığını bir tarafa bırakıp toplumsal dayanışma içinde olmamız da hem kalabalıklar içinde yalnız kalma korkumuzu giderecek hem de zor koşullarda bize el veren birilerinin olduğunu görüp bir güven ortamı duygusu oluşturacaktır.Bu güven ortamının oluşmasında, verebilme gücü olanlar, güçleri oranında gönüllü olarak vererek (infak-zekat-fitre) toplumsal dayanışmanın görünmez neferleri olacaktır.Verenler verebildiklerinden dolayı mutlu, alanlar yalnız olmadıklarının bilinci ve özgüveni içinde dayanışma ile sıkıntılar azalacak, toplumsal yük paylaşılacak, sorunlar daha kolay atlatılacaktır.

Bu yazı toplam 2448 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
PAUSE COFFEA
  • Pause Coffea Akhisar
1/20
Başlangıç Tarihi
Başlangıç Tarihi
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Akhisar Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.