• BIST 1.419,430
  • Altın 487,78
  • Dolar 8,5750
  • Euro 10,0650
  • Manisa 21 °C
  • İzmir 25 °C
  • Bayan kasiyer aranıyor
  • Bay – bayan garson aranıyor
  • B ehliyetli eleman aranıyor
  • Makine bakımcı aranıyor
  • Tecrübeli argon kaynakçıları aranıyor
  • Akhisar Tepe Eğitim Kurumlarında kayıtlar sürüyor
  • Bay garson aranıyor
  • Merkez İlk Adım’da kayıt zamanı
  • Garson aranıyor
  • Komi aranıyor
  • Kadın çalışma arkadaşları aranıyor
  • İlköğretim haftası kutlama programı belli oldu
  • Bayan eleman aranıyor
  • Kardeşler Bisiklet Bisan Showroom hizmete açıldı
  • Özel EDUZONE Yabancı Dil Kursu 2021/2022 Eğitim Öğretim yılı kayıtlarına başladı!
  • İkinci el saç ve sandaviç panel bulunur.

Hayat problem çözmektir; ama nasıl?

Levent Sevgi

HAYAT PROBLEM ÇÖZMEKTİR; AMA NASIL?

 

Hayat problem çözmektir!

Karl Popper

(1902-1994, Bilim Filozofu)

 

Bilim, Üniversite, Etik ve Toplum üzerine verdiğim konferanslarda söze hep bu sözle başlarım:Hayat problem çözmektir. Ancak, sadece iyi tanımlanmış problemler güvenilir yöntemlerle çözülebilir”. Ekonomiden, sağlığa, eğitimden savunmaya, tarımdan kentleşmeye, …, her alanda “problemi iyi tanımlamak”, ya da tıpta kullanıldığı gibi “tanıyı (teşhisi) doğru koymak” aslında problemi çözmenin ilk ve en önemli adımıdır. Yani gerek koşuludur, ama yetmez. Sağlam bir yaklaşımınız, güvenilir bir yönteminiz olmalıdır. Özetle bir problemin çözümü için GEREK ve YETER KOŞUL Problemin DOĞRU tanımlanması ve bir GÜVENİLİR Yöntem olmasıdır! Akademide buna MODELLEME diyoruz.

 

Sağlam modeller, çoğu kez matematiksel genel çözümlerdir. Model, girişleri ve çıkışları olan ilişkiler yumağıdır; yani sistem ya da sistemler bütünüdür. Gerisi sistematik yaklaşımdır. Örneğin, İnsan Modeli solunum, sinir, sindirim, dolaşım, boşaltım ve hareket sistemlerinin bütünüdür. Sistem dendiğinde ise aklıma hemen Al Capone gelir (https://tr.wikipedia.org/wiki/Al_Capone).

 

Al Capone (1899 NY – 1947 Florida)  İtalyan asıllı ünlü Chicago mafya lideridir. Koskoca ABD yıllarca gasp, cinayet, adam kaçırma, kaçakçılık gibi birçok suçundan yargı önüne çıkarıp mahkûm edemediği bu kişiyi ancak vergi kaçakçılığından mahkûm edebildi, hüküm giydirebildi! Bugün de öyle değil mi? Parayı izle, problemi çöz, hedefe ulaş!

 

Şu sözleri ünlü Al Capone’nun:

Çocukken her akşam yatmadan önce Tanrı'ya bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Bir gün Tanrı'nın çalışma tarzının bu olmadığını anladım. Ertesi gün, kendime bir bisiklet çaldım ve her akşam yatmadan önce Tanrı'ya günahlarımı affetmesi için dua ettim.”

 

Al Capone, iki modelden söz ediyor; birincisinin, yani “Halt yeme” sisteminin işe yaramadığını çok küçükken görmüş ve ikinciyi, yani “Önce haltı ye, sonra dua et, af dile!” sistemini benimsemiş. Her yerde geçerli değil mi?

 

Bir eski milletvekili yolsuzlukların tartışıldığı bir programda “herkesin günah işleme özgürlüğü ve af dileme hakkı bulunduğunu” söylemedi mi (https://youtu.be/XRPN9beQ-Rg)? Bir başka milletvekili de “bakan yakınlarının torpille devlet kadrolarına atandığı” iddiaları üzerine Kur’an’daki “akrabalarını koru kolla” ayetini “akrabalarını kayır” olarak çarpıtmadı mı (https://www.youtube.com/watch?v=UHfhHMelJV8)? 2013 sonunda ayakkabı kutularında Dolar destelerinin çıktığı süreçlerde dönemin başbakanı Al Jazeera TV’den Jamal Elshayyal’a verdiği röportajda “ben devletin kasasından alınan ve çalınan var mı, ona bakarım” dememiş miydi (https://www.milliyet.com.tr/siyaset/erdogandan-bomba-roportaj-1834965)?

 

Kumardan uyuşturucuya, finanstan inşaata, fuhuştan kaçakçılığa, gaspa, adam öldürmeye birçok alanda yasal ve yasa dışı faaliyet gösterebilen Mafya, çoğunlukla gizli ve hiyerarşik bir yapılanmaya sahip bir örgüt ya da bu örgüte mensup bir kişi olarak tanımlanır. Mafyanın olmazsa olmazı siyasi ve Devletin özellikle hukuk ve güvenlik bürokrasileriyle sıkı / organik bağlantılarının olmasıdır. Filmlerde de görüyoruz, Mafya bazen kendi tetikçisini kullanıyor, bazen de devletin polisini, yargıcını.

 

Düşünceleriyle asla bir araya gelemeyecek kişiler, örneğin, Milletvekili Ahmet Şık ve Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bu düzenin bir “Mafya-Tarikat Düzeni” olduğunda birleşiyorsa durup düşünmek gerek. Gazeteci Levent Gültekin “Devlet ile Mafya arasındaki tek fark hukuktur” diyor. Yaygın kanı da “Türkiye’de hukuk kalmamıştır” şeklindeyse, önermeler mantığına göre, sizce “Biz Mafya Devleti olmuyor muyuz?”

Önceleri saygın iş insanı olarak kabul gören, sonraları mafya-çete lideri diye anılan, yurt dışına kaçmak zorunda bırakılan, ya da kaçmasına göz yumulan Sedat Peker’in videoları sorunun yanıtını apaçık vermiyor mu?

 

Bu videoların yüz milyonlarca izlenmesi, itiraflarının bu denli ses getirmesi, çökülen milyarlık tesisler, uyuşturucu trafikleri, marinalarda limanlarda ele geçirilen uyuşturucular, ülkeyi yönetenlerin ve yakınlarının isimlerinin bu işlerle anılması, haksız elde edilen kazançlar, gelirleri birkaç yılda astronomik artan bürokratlar, güvenlik elemanları, hukuk insanları, gazeteciler …Tüm bunlar nasıl bir çöküş içinde olduğumuzun açık göstergeleri değil mi?

 

Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan belli değil miydi? Birkaç nesil gençlerini, anti-emperyalist güçlerini, barışseverlerini, yurtseverlerini, demokratlarını, devrimcilerini biçen bir toplumda başka ne olacaktı ki? Son 70 yıla damga vuran sağcı iktidarlarla adım adım bugünlere gelinmedi mi?

 

  • 1961 Anayasa’sının sağladığı siyasal, sosyal ve özgürlükçü haklarla sosyal devlet sağlamlaşıyor, sendikalar, meslek örgütleri, üretenler haklarını söke söke alıyordu.
  • 12 Mart 1971 Askeri Muhtırası ile Amerikancı ordu ve işbirlikçi Burjuva buna dur demek için harekete geçmedi mi? Dönemin Genelkurmay Başkanı Memduh TağmaçSosyal uyanış, ekonomik gelişmenin önüne geçti; bunu durdurmak gerek” demedi mi?
  • Kargaşa Modeliyle başlayan bu kanlı yaklaşık 10 yıllık süreç sonunda 12 Eylül 1980 Cuntası ile noktalanmadı mı? Dönemin TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) Başkanı Halit Narinİşçiler yeterince güldü; artık gülme sırası bizde!” ve ABD yönetimi “Bizim oğlanlar başardı!” demediler mi? Yirmi yıl kadar süren bu baskı döneminde bir yandan Türkiye’ye deli gömleği giydirilip demokrasi güçleri kıyılırken bir yandan da üretenlerin ve orta sınıfın milli gelirden aldığı paylarda büyük düşüşler yaşanmadı mı? Kullanılan sos Atatürkçülük değil miydi? Atatürk diye diye Atatürk’ün mirası kurumlar tek tek yok edilmedi mi? Öyle ki, Cumhuriyet Gazetesi Baş yazarı Nadir NadiBen Atatürkçü Değilim!” diye bir kitap yazmadı mı “bunlar Atatürkçü ise ben değilim!” anlamında?
  • Son 20 yıla ise Siyasal İslam damgasını vurmadı mı? Bu kez bir yandan din sosu altında ahlak yok edilirken bir yandan mücahitler müteahhit olmadı mı, tarikatlar holdingleşmedi mi? Kaybeden yine ülkenin aydınlık ve üretken insanları olmadı mı? Bu dönemde bazı ilahiyatçıların “Bunlar Müslüman ise ben değilim!”, “Bunlara bakıp ateist olmak caizdir!” sözleri tarihe not düşülmedi mi? Muhafazakâr ve dindar kesimler “Dincilik-İslamcılık gerçekte neymiş!” yaşayarak acı biçimde görmediler mi? Noktayı eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Siyasal İslam öldü!” sözü koymadı mı? Şimdi asıl sorun, kapanmakta olan bu dönemde ülkenin daha ne kadar zarar göreceği değil mi?

 

Özetle, genç Cumhuriyet’in ilk 30 yılda inşa ettikleri son 70 yılda yağmalanmadı mı? Cumhuriyet’in 100. Yılına bir adım kala, ekonomiden eğitime, hukuktan demokrasiye, saydamlıktan, basın özgürlüğüne bütün alanlarda, bütün modellerde, bütün karşılaştırmalarda yerlerde sürünmüyor muyuz?

 

Çözüm, sadece ve sadece eğitimde; ahlaklı, vicdanlı, üretken, aydınlık nesiller, BİREY / YURTTAŞ yetiştirmekte. Genç Cumhuriyet bunu yaptı; elimizde güçlü / güvenilir / denenmiş / başarılı olmuş bir MODEL var zaten. Yine yaparız; GEREK ve YETER koşul Cumhuriyet’in Fabrika Ayarlarına dönmek!  

2021-07-15_23-57-38.png2021-07-15_23-57-44.png

Bu yazı toplam 493 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    ALOĞLU GRUP İNŞAAT
    • Aloğlu İnşaat
    • Aloğlu İnşaat
    • Aloğlu İnşaat
    1/20
    Başlangıç Tarihi
    Başlangıç Tarihi
    Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Akhisar Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.