• BIST 1.479,930
  • Altın 553,18
  • Dolar 9.5897
  • Euro 11.1482
  • Manisa 14 °C
  • İzmir 17 °C
  • KPSS ve DGS deneme sınavları kayıtları başladı
  • Brew Mood Coffee’de canlı müzik keyfi
  • Yükleyici operatörü aranıyor
  • ASDER, Türk Halk Müziği koro çalışmaları başlıyor
  • Bay – bayan pompa satış görevlisi aranıyor
  • Takı Kuyumculuk'ta çadır günleri başlıyor
  • Amerikan Kültür Dil Kursunda ücretsiz dil beceri düzeyi ölçülüyor
  • Bay – bayan eleman aranıyor
  • Bayan eleman aranıyor
  • Bay – bayan garson ve paket servis personeli aranıyor
  • Özel EDUZONE Yabancı Dil Kursu 2021/2022 Eğitim Öğretim yılı kayıtlarına başladı!
  • İkinci el saç ve sandaviç panel bulunur.

Azgelişmişlik – Bir kader mi, sonuç mu?

Levent Sevgi

Azgelişmişlik – Bir kader mi, sonuç mu?..

 

Gerçek vatansever ormanda çöp atmayan,

sokakta yere tükürmeyendir!

Vatan için ölmek kolay, yaşamak ve yaşatmak zordur!

 

Birleşmiş Milletler (BM), ülkeleri ekonomik ve (ekonomi ile toplumsal değerleri inceleyen bir alan olan) sosyo-eknonomik açılardan inceler ve sınıflandırır. Başlıca iki sınıf söz konusu: Gelişmiş ve azgelişmiş ülkeler. Her ne kadar Türkiye gibi ülkeler gelişmekte olan diye sınıflandırılsa da bu yanıltıcıdır. Türkiye, ekonomik ve sosyo-ekonomik sistemiyle, insanıyla azgelişmiş bir ülkedir!

 

Gelişmişlik tanımı

Gelişmişlik dendiğinde akla gelen ancak birbirinden çok farklı olan 3 farklı tanım var: Ekonomik büyüklük, Ekonomik gelişmişlik ve İnsani gelişmişlik. Bir önceki köşe yazımızda BM Kalkınma Programı kapsamında ülkelerin insani gelişmişlik endeksine göre nasıl sınıflandırıldığını ele almış ve kullanılan modeli özetle vermiştik. Ve demiştik ki, 2020 yılında Dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD, ekonomik gelişmişliği sorgulanan ve insani gelişmişlikte ancak 19. sırada yer bulabilen bir ülkedir. İkinci büyük ekonomiye sahip Çin ise insani gelişmişlikte ancak 85. sıradadır. Ekonomik büyüklük ve insani gelişmişlik makasının en düşük olduğu (en sağlıklı olan) ülkenin ise, ekonomik büyüklükte Dünya 4.sü, insani gelişmişlikte Dünya 6.sı olan Almanya olduğuna da vurgu yapmıştık.    

 

Benzer tanımlamaları insan için de yapmak olası. Birçok farklı tanım var; içlerinde sevdiğim biri şöyle:

  • Gelişmemiş insan: Sadece kendini düşünen.
  • Azgelişmiş insan: Sadece kendini ve yakınlarını düşünen.
  • Gelişmiş insan: Kendisini daima O’nun yerine koyabilen, yani empati yapabilen.

 

İşte size üç örnek, hangi gruba girdiklerine siz karar verin:

 

  • Sevdiğine kaçtı diye namusunun lekelendiğini düşünen ve kızını yol ortasında 22 yerinden şişleyerek katleden bir baba.
  • Televizyonda olayı yaşayan bir Rum vatandaşımızın acı bir gülümsemeyle anlattığı gibi, 6-7 Eylül 1955 olaylarında elinde Türk bayrağı yağmaya gelenleri “bu apartmanda gavur yok” diye göğüsleyerek apartmandaki birçok Rum aileyi kurtaran, ama ardından yağmacı kalabalığa karışıp azınlıklara ait diğer apartman ve iş yerlerini yağmaya koşan kapıcı Ahmet Efendi (Kaynak: Mihail Vasiliadis, Apoyevmatini Gazetesi).
  • Yaşadığı toplumdan başka kaygısı olmayan, cüzzam hastalığıyla savaş denince ilk akla gelen ve hastalığı nedeniyle tedavi gördüğü için “çocuklarıma ayırdığım zaman azaldığı için üzülüyorum” diye hayıflanan Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Başkanı rahmetli Prof. Dr. Türkan Saylan.

 

Günaydın bu ülkenin aydınlık ve üretken insanları !..

Sabahları sosyal medya paylaşımlarıma hep böyle başlarım. FaceBook hesabıma girdiğinizde (Kant’tan alıntı) şu sözü görürsünüz: “Aydınlanma kişinin aklını kullanmaya cüret etmesidir, cahil kalmak bir seçimdir, kader değil!” Sık sık da şu söze vurgu yaparım: “Öğrenimli olmak başkadır, eğitimli olmak başka!” Öğrenim bilgi yükler, eğitim sizi insan yapar!

 

Yaşı ellinin üzerinde olanlar anımsar, rahmetli Özal’ın Prenslerinden birisi, Emlakbank Genel Müdürü ile Eska İnşaat sahibi Selim Edes arasında 3.5 Milyon Dolarlık bir rüşvet olayı patlak vermiş, Mafya devreye girmiş ve Alaattin Çakıcı’nın adamı olduğu söylenen Davut Yıldız Engin Civan’ı ayağından vurmuştu. Rüşvet tarihinde Civangate olarak bilinen bu dava duruşmalarından birinde Selim Edes’in söylediği “rüşvetin belgesi olur mu pezevenk!” sözü tarihe geçmişti. Bu söz kadar ses getirmeyen ancak çok daha vahim olan bir TV canlı yayınında kendini savunmaya çalışırken Engin Civan’ın söylediği şu sözdü “Ben Amerika’da iki üniversite bitirdim!”

 

Yıllardır, Dünyanın her köşesinde vermekte olduğum Bilim, Üniversite ve Toplum konferanslarımda Öğretim – eğitim farkını bundan daha güzel anlatan bir örnek bulamadım henüz! Amerika’da iki üniversite bitiren Engin Civan elbette öğrenimliydi, ama kendini eğitebilseydi insan kalabilirdi ve bunların hiçbiri olmazdı. O koltuğa öğrenimli olduğu için oturtulmuştu, eğitimli olsaydı belki zaten oturtulmazdı! Eğitimli insan rüşvete bulaşmazdı çünkü!

 

Vatanı sevmek!

Ne zaman “vatan”, “vatansever”, “vatan haini” sözcüklerini kullanan bir politikacı, bakan, güvenlikçi, gazeteci, iş insanı, bürokrat, hukukçu dinlesem hemen aklıma “acaba ne büyük halt yediler de bu sözcüklerin ardına sığınıyorlar?” diye sorarım. Sohbetlerde de “parayı izleyin, mutlaka bulursunuz nedenini” derim. Hep öyle olmuyor mu? Son dönem ortaya saçılan pisliklerde ifşa olan kirli politikacıların, kirli hukukçuların, kirli polislerin, kirli iş insanlarının bu terimleri çokça kullanmış olmaları ile ortaya saçılan kirli paraları, aldıkları rüşvetler bunun en güzel kanıtları değil mi?

 

Gerçekten nedir vatanseverlik? Kimdir vatansever, kimdir vatan haini?

 

Ne güzel demiş Orhan Veli!

Neler yapmadık ki bu vatan için!

Kimimiz öldük, kimimiz nutuk attık.

 

Ya Nazım’ın dizelerine (Hikmet) ne demeli?

            Vatan çiftliklerinizse,

Kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,

            Vatan şose boylarında gebermekse açlıktan,

            Fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,

            Ben vatan hainiyim!

 

Liyakat mı – İtaat mi?

Nasıl bir yurttaş istiyoruz. Laik, cumhuriyetçi, radikal dinci, itaatkâr, kaderci, milliyetçi, uyanık, ezberci gençler mi istiyoruz, yoksa düşünen, sorgulayan tartışan, öğrenmenin yollarını bilen, yaratan/üreten, fark yaratan gençler mi istiyoruz. Hepsi bir arada olmaz. Seçimi hepimiz yapmalıyız. Bunu gerçekten istiyor muyuz? Buna gerçekten hazır mıyız? Sorumluluk yüklenmeye hazır mıyız? Diyelim ki biz hazırız dediniz, bu yeterli mi, yapabilir miyiz?

 

Ne yazık ki, bu ülkede yıllarda çalıntı sorularla, örgütlü biçimde üniversitelere yerleştirilmiş binlerce insanın bugün bir akademisyen, hatta rektör, bir savcı, bir hakim, bir emniyet müdürü, bir general olarak Devletin değişik kademelerinde karşımızda olduğu yine Devletin resmi raporlarında yer alıyor.

 

Azgelişmiş ve liyakatsiz bu kadrolarla ülkeyi sağlıklı yönetebilir misiniz?

Geleceği planlayıp, kaynaklarınızı akılcı kullanabilir misiniz?

Eğitim-öğretim sisteminizi bu yönde hazırlayabilir misiniz?

Üniversitelerinizi Dünya çapında yapabilir misiniz? 

Yangın, sel, deprem gibi doğal afetlere hazırlanabilir misiniz?

Böyle bir doğal afet karşısında hemen organize olabilir misiniz?

Saatlerin önemli olduğu ilk anlarda sağlıklı arama/kurtarma yapabilir misiniz?

Yaraları bir an önce sarabilir misiniz?

Kısaca, ülkede adil bir düzen kurup insanınıza mutlu bir yaşam sağlayabilir misiniz?

 

Şimdi soralım:

Dere yatağında kaçak yapılan tomruk depolarını kaldırmak isteyen Kastamonu Bozkurt ilçesi kaymakamına “ekmeğimizle oymama” diye ayaklanan muhtarından yurttaşına onlarca ilçe insanının aşırı yağışlar sonucu bu tomrukların yıkıcı gücü altında canını yitirmesi, evinin, işyerinin yıkılması azgelişmişliğin bariz göstergesi değil midir? Bu, “kader” ile açıklanabilir mi? Boşuna mı diyoruz “Yetiştiremediğiniz her çocuk, her yurttaş bir gün karşınıza trafik canavarı, saygısız bir komşu, maske takmayan bir yolcu, sevgisiz bir eş, çöken bina üzerinde telefonla konuşan bir bakan, cahil bir anne, bilimden bihaber bir profesör, tarikatçı bir general, çıkarcı bir müteahhit, ..., olarak çıkabilecektir” diye?

 

Bir Aydınlanma Projesi olarak Cumhuriyet

Cumhuriyet bir aydınlanma projesiydi; 600 yıllık kulluktan yurttaşlığa geçişti amaç! Bunun yegâne yolunun ise birey yetiştirmekten geçtiğini çok iyi biliyordu Kurucu Başkan Mustafa Kemal Atatürk ve Cumhuriyet’in ilk kadroları. Bir yandan Osmanlı borçlarını ödedi, bir yandan fabrikalar kurdu, tarımda modernleşmeye çalıştı. Ama ana hedef Milli Eğitim idi; aydınlık birey / yurttaş yetiştirmek için varını yoğunu eğitime ayırdı. Anadolu çocukları eğitildi; öğretmenler, doktorlar, mühendisler yetiştirildi. Köy Enstitülerinin amacı köylüyü yerinde eğitmek, tarımı modernleştirmekti. Özgün, harika çözümlerle ilk 15-20 yılda Dünya’nın saygı duyduğu bir Türkiye yaratıldı.

 

Eğitim Şart!

Bizler sadece konuşan, kaderci, boyun eğen, bireysel hiçbir şey yapamayan, aşka gelip havaya mermi sıkan ama resim yok diye gazete okumayan, üretmeyen, sanat deyince göbek dansını bilen, mafyöz insanlarız. Bizim nesil, kitap ve silahı iki kötü suç aleti/kanıtı olarak yan yana gördü hep televizyonlarda örgüt üyelerinin önünde. Öğrenci evleri basıldı, mühendislik fakültelerinde okutulan Lineer Cebir kitapları Lenin'in Cebri diye toplandı, sahipleri gözaltına alındı; vatandaş niye kitap okusun? Başı belaya mı girsin? Örgüt, örgütlenme denince tir tir titredik hep. Hak arama nedir bilmedik, biliyorduk da kafamızı kaldıramıyorduk. Bu nedenle bizim nesilden, bizlerden bir şey beklemeyin, kurtuluş gelecek nesillerde. Çare, evet Cem Yılmaz’ın dilimize doladığı gibi eğitimde. Ama, nasıl bir eğitim?

 

Toprağı bol olsun; vatansever akademisyen Prof. Dr. Türkan Saylan ne güzel söylemiş:

Cumhuriyetin olanaklarından yararlanarak iyi bir eğitim almış, saygın ve ayakları yere basan, bir meslek sahibi olmuş bir birey, bir yurttaş olmak herkes için geçerli olmayabilir. Ben bu şansı yakaladığım için çok mutluyum. Bu mutluluk aynı zamanda kişiye çok önemli sorumluluklar yüklüyor, ödevler biçiyor!”

 

Eski TÜBİTAK Başkanı, yıllarca birlikte çalıştığım, rahmetli Prof. Dr. Nejat İnce’nin ülkeyi yönetenlere sık sık yinelediği, sevdiğim sözleriyle bitirelim: Size yabancıların elindeki bütün sistemlerden daha iyisini, daha etkilisini, daha ucuza yaparız, bundan kuşkunuz olmasın, kaynaklarımız buna yeter! Ancak, o sistemleri kullanacak kişileri garanti edemeyiz; bu ancak ve ancak nesiller boyu aydınlık, üretken, vicdanlı, yurtsever kadrolar yetiştiren bir eğitim sistemiyle mümkündür!   

2021-08-30_12-04-41.png2021-08-30_12-04-27.png2021-08-30_12-04-34.png2021-08-30_12-04-49.png

Bu yazı toplam 449 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 1
    Yazarın Diğer Yazıları
    ALOĞLU GRUP İNŞAAT
    • Aloğlu İnşaat
    • Aloğlu İnşaat
    • Aloğlu İnşaat
    1/20
    Başlangıç Tarihi
    Başlangıç Tarihi
    Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Akhisar Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.