• BIST 9645.02
  • Altın 2429.254
  • Dolar 32.552
  • Euro 34.8813
  • Manisa 27 °C
  • İzmir 25 °C
  • Köfteci Ramiz İçin Denetim Elemanı Aranıyor
  • 5 Mayıs’ta Yenileme Eğitim Dönemi Başlıyor
  • Bay ve Bayan Beden İşçileri Aranıyor
  • Kurbanlık büyükbaş hayvan satışları başladı
  • Hıdır Besi Çiftliğinde Kurbanlık Dana ve Düve Satışlarımız Başlamıştır
  • A1 İngilizce Kursu Açılacak
  • A2 İngilizce Kursu Açılacak
  • Pusula Kurs İngilizce Hazırlık Kursu başlıyor
  • Muhasebe Personelleri Aranıyor
  • Çalışma Arkadaşları Arıyoruz
  • Anadolu Gençlik Derneği Siyer-i Nebi Yarışması
  • İkinci el saç ve sandaviç panel bulunur

İslam ve Fedakarlık

Muhammet Salman

İslam ve Fedakarlık

            Genel olarak dinlerin özelde ise son din olan İslam'ın ana gayesi, insanların hem dünyada hem de ahirette mutlu olmalarını temin etmektir. Sonsuz rahmet ve merhamet sahibi Allah  ebedi olan ahiret yurdumuzda mutlu olalım diye bu dünyada ahiretimiz için çalışmamızı bizden ister ve şöyle seslenir bize: “Allah’ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara.” (Kasas, 77.) Çünkü bizim inancımıza göre asıl ve ebedi yurt, ahiret yurdudur. Ayeti kerimede ifade edildiği üzere; “ Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Oysa âhiret daha hayırlı ve süreklidir.” ( A’la, 16-17.) Daimi olan Ahiret hayatıdır.

            İşte bu ebedi olan ahiret yurdunda mutlu olmak, hem dünyada hem de ahirette ebedi kurtuluş anlamına gelen felaha ulaşmak için fedakarlık yapmak gerekir. Malımızdan, lüksümüzden, uykumuzdan, alışkanlıklarımızdan... hatta canımızdan fedakarlık yapmak gerekir. Çünkü Allah ebedi kurtuluşun ve cennetin fedakarlık yapabilenlere has bir mükafat olduğunu haber verir bizlere. “Allah, müminlerin canlarını ve mallarını, karşılığında cennet vermek üzere satın almıştır.” (Tevbe, 111.)

            Hz. Peygamber (a.s) ve ashabı bu konuda bizim en canlı örneklerimizdir. Peygamberimiz başta olmak üzere ashab-ı kiram imanları uğruna şan ve şöhretten, maddi imkanlardan, dünya nimetlerinden vazgeçmiş, inandıkları değerler uğruna her şeyi göze almış hatta canlarını dahi bu uğurda feda etmiştir. Örneğin Mus’ab b Umeyr çok zengin bir ailenin çocuğuydu. En pahalı elbiseleri giyer en güzel yiyecekleri yerdi. Hatta kullandığı parfümden yürüdüğü sokaklardan onun geçtiği hemen anlaşılırdı. İslam ile müşerref olunca anne babası, dininden vazgeçmesi için ona türlü türlü işkenceler yapmış, ona sağladıkları her türlü maddi imkandan onu mahrum etmekle tehdit etmişlerdi. Ama o bunlara aldırış etmeden İslam yolunda kararlı bir şekilde yürümeye devam etti. Peygamberimizle bir çok savaşa katılan Mus’ab b Umeyr, Uhud Savaşında vefat ettiğinde kefenlenecek bez olmadığı için üzerindeki elbiselerle beraber defnedildi. Öyle ki elbiseleriyle başını örttüklerinde ayağı açık kalıyor, ayağını örttüklerinde başı açık kalıyordu.  En son başını elbiseyle örtüp ayaklarının üzerine de kokulu bir ot demedi koydular ve öylece toprağa verdiler. Savaştan sonra şehidler defnedilirken Hz. Peygamber, eski püskü kıyafetler içindeki Mus‘ab’ı yanındakilere göstererek onun bir zamanlar en güzel elbiseleri giydiğini, en güzel yemekleri yediğini, fakat Allah ve resulünün sevgisini her şeye tercih ettiğini söyledi. Ardından, “Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice kişiler vardır. Onlardan bazısı sözünü yerine getirip o yolda canını vermiş, bazısı da -şehidliği- beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde -sözlerini- değiştirmemişlerdir” meâlindeki âyeti (Ahzâb, 23.) okudu.

            Yine iyi bir demirci ustası olan Habbab b Eret’e, kızgın taşlar üzerinde işkence edilirdi. Hatta o işkencelerden sırtında derin yaralar oluşmuştu. Nitekim hilâfeti zamanında Hz. Ömer’i ziyarete giden Habbâb’a halife, “Yanıma gel, bu meclise Ammâr’dan sonra senden daha lâyık kimse yoktur” diye iltifat etmiş, Habbâb da yıllar sonra bile izleri silinmeyen sırtındaki işkence kalıntılarını göstermişti (İbn Mâce, “Muḳaddime”, 11). Habbâb müşriklerin işkencesine dayanamayıp Resûl-i Ekrem’e, “Bize yardım dilemeyecek, Allah’a bizim için dua etmeyecek misin?” demiş, Resûlullah da geçmiş ümmetler içinde daha ağır işkencelere mâruz kaldıkları halde dinlerinden dönmeyen müminlerin bulunduğunu anlatmış, yakında kurtulacaklarını söyleyerek kendilerine sabır tavsiye etmişti. (Buhârî, “İkrâh”, 1)

            İnançları uğruna her şeyden vaz geçebilen bu fedakar insanlarla günümüzde lüks ve şatafat içinde yaşayan insanları mukayese ettiğimizde arada ne kadar fark olduğunu hepimiz görebiliyoruz. Şimdi kendi kendimize soralım. Acaba ben dinim ve inancım uğruna hangi fedakarlıkta bulunabilirim?/bulunuyorum? Acaba önümüze iki seçenek koysalar, biri dünya nimetleri ve rahatımız diğeri Allah ve Resulünün yolu olsa acaba tercihimiz hangi yöne olur?

            Allah bizlere Hakk ve hakikatin yanında olmayı, inandığımız değerler uğruna her şeyi göze alarak yaşayabilmeyi, şanlı ecdadımız gibi din, vatan ve mukaddesat uğruna yeri geldiğinde canımızı dahi seve seve feda edebilecek bir şuura sahip olmayı hepimize nasip etsin. Amin.

Bu yazı toplam 930 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
REKLAM ALANI
  • Amerikan Kültür Dil Kursu
  • Amerikan Kültür Dil Kursu
  • Kuzey Ege Kurs
  • Kuzey Ege Kurs
1/20
Başlangıç Tarihi
Başlangıç Tarihi
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Akhisar Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.