• BIST 96.400
  • Altın 144,450
  • Dolar 3,5644
  • Euro 4,0031
  • Manisa 24 °C
  • İzmir 24 °C
  • Bay - Bayan eleman aranıyor
  • Sınav Lisesinde erken kayıt indirimi
  • Penta Akademi öğrencilere başarılar diliyor
  • Bay - Bayan eleman aranıyor
  • Ege Tenis Yüzme Kursu Kayıtları Başladı
  • Grafiker Aranıyor
  • Gaye Plus firmasına eleman aranıyor
  • "Aşkla buluşturup sanatla çekiyoruz"
  • Penta Akademiden müjde!
  • Viyol üretim elemanı ve kümes operatörü aranıyor
  • Vergi Dairesinden duyuru
  • Gülbeyaz havuz ve cafede yüzme kursu kayıtları başladı
  • Özgür Yumurta'ya personeller aranıyor
  • Köfteci Ramiz'e personel aranıyor
  • Pinokyo'da Yaz Okulu ve Yeni Dönem Kayıtları Başladı
  • Gafe – Gürgendağ Kır Düğün Salonu
  • Akhisar'a iz bırak

Akdeniz Karadeniz Kanalı mı, Yoksa Karaburun İstanbul Kanalları mı?

Mahmut Tolon

Akdeniz Karadeniz Kanalı mı, Yoksa Karaburun İstanbul Kanalları mı?

Bundan 9 yıl önce küresel ısınma ve Türkiye'nin giderek su fakiri bir ülke olması aşikar bir hale geldiğinde Akdeniz-Karadeniz kanalını önermiştim.  200-300 metrelik bir kanal ve içinde belki yüzlerce kilit ile hem su alışverişinden enerji üretilebilir hem de arada yapılacak göletler vasıtası ile de ılıman iklimin ülkenin çok daha geniş bir alanında hakim olması sağlanır ve tarıma havadaki nem de anlamlı etki ettiğinden ılıman iklimi Anadolu içine taşıyabilirdi.  Berlin Üniversitesinden  Prof Asaf Pekdeğer   ve İstanbul Üniversitesinden Prof Mahir Vardar kardeşim projenin (hernekadar dünyanın gelişimi sürecinde bugün Karadeniz ve Akdeniz olan denizler arasında çok sayıda göl var idiyse de) bugünkü imkanlarla yapılabilir olmadığını, finanse edilemeyeceğini söylemişlerdi. Ben hala yeter bilimsel  çalışma yapılmadığı kanaatindeyim ve kilitlerde anlamlı hidroelektrik santral potansiyelinin olabileceği kanısındayım.

 

 

 

  Lise hayatımda bazen senede 1500 küsur km mertebesinde çeşitli nehir kanal ve kilitlerden kürek çekerek kayıkla gezdiğim için küçük yaştan beri kanal veya su hakkında epeyce bir fikrim oluştu. Akhisarda binlerce ağaca sulama planladım ve döşenirken kısmen çalıştım. Karakum İnternatonal Project diye 100binlerle dönüm mertebesinde bir projeye bile imza attım. Meslek olarak da zaten böbrekbilim,  gülümseyerek yazayım, devletin olmasa insanın su işleri demektir. Devlet te insan için varolduğuna göre... 

 

Doktora danışmanım ve  hocam Prof. Thofern de Ren nehrinin temizlenmesinde önemli katkıları olmuş bir biliminsanı idi. Dolayısı ile izninizle birkaç fikir de önce Karaburun Kanalı denilen proje hakkında, sonra da Kanal İstanbul hakkında fikirleşmeye katkıta bulunmak için yazayım. Fikirleşme tenceresinde dikkate alan alsın, almayan da ne yapacaksa yapsın ama en azından ben görevimi yerine getirmişlik hissine kavuşayım.

 

 

Karaburun kanalında olumlu genel yaklaşıma rağmen bir mantık görmek için zorlandım: kaç gemi geçiyor ki, bir karlılık oranı yakalanabilsin. Bioçeşitlilik, kısa dönem körfez temizlenmesi için de bir fark yaratmaz. Urla Kanalı ise yaratır ve tüm Çeşme Karaburun yarımadaları dolaşılmayacağından İzmir limanına olan yolu kısaltır. Seferihisar Otoyol kavşağı veya İçmeler yöresinde yapılması tartışılabilir.

 

Büyük İskender tarafından ilk düşünüldüğü söylenen bu proje kısa dönem İzmir körfezi temizlenmesinde anlamlı katkı sağlayabilir. Uzun vade için denizlere yaklaşımımızı kökten gözden geçirmemiz gerekecektir, çünkü sadece Ege değil tüm Akdeniz tehdit altındadır. Yani çöp ve atıklarımız daha geniş alanlara yaymak çözüm değildir ve bu geniş alan olarak algıladığımız da sınırlı!

 

 

Urla-Sferihisar Kanalının Seferihisar Otoyol kavşağı civarında yapılması hafriyatı muhtemelen anlamlı azaltabilecektir ve çıkan verimli toprak tarımda kullanılacak şekilde  planlanabilir. Çok katlı İzmir imarı ile iki katlı Yarımada imarı arasında anlamlı bir yapay çizgi oluşturabilir. İçmeler yöresinde yapılması ile Kanalın boyunu kısaltır ama İzmir'in buraya kadar genişlemesi demek olur. Yöreye ekonomik bir canlılık getireceği ise bence kesin.

 

 

Kanal İstanbul'a gelince: en dar yerinde 700 metre olan bir doğal ve bedava deniz yolu varken 200-300 metrelik yapay bir yol yapılması biraz zorlama olarak görülebilir.  Karadeniz ve Marmara arasındaki tuz farkı binlerle yıldır süren bir dengedir bu dengeye su kilidi olmadan akarsu cinsinde bir kanal ile müdahele etmenin neticesini öngörmek zordur. Bu konularda çok sayıda doktora tezi seviyesinde çalışmalar, Kongreler yapılması ve çok yoğun bir çalışma süreci sonunda 3-5-7 yıllık değerlendimeler yapılmadan iş makinalarının işe başlamaları doğal dengeleri öngöremiyeceğimiz şekilde zedeleyebilir.

 

 

Çıkacak her kamyon hafriyatın nerede verimli  kullanılacağı tartışılmalı, planlanılmalıdır.  Daha biz yaz aylarında kuruyan göletlerin dibindeki verimli toprağı tarlalarımıza taşıyamazken ve ayni zamanda göletlerimizi bir dahaki yağmurlu sezonlara bakımlı derin bir şekilde hazırlayamazken bu tür büyük projeler bundan 20-30 yıl sonra vatana hiyanet türünden çağrışımlar yapan ucubelere dönüşebilirler.

 

 

 

Yapanların isimlerini tarihe altın harflerle yazması planlanan bu dev projeler Tenesse Valley Project gibi sonunda kimin başlattığı anımsanmayan  türümüzün aptallığı, kibir ve izansızlığını tarihte gösteren dev ayıplar olabilirler.

Paylaş
Bu yazı toplam 1722 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
Başlangıç Tarihi
Başlangıç Tarihi
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Akhisar Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.