• BIST 96.604
  • Altın 242,003
  • Dolar 6,2685
  • Euro 7,3236
  • Manisa 21 °C
  • İzmir 22 °C
  • Akhisar Seyahatten Krasnodar maçı için ek sefer
  • Gölette satılık arsa
  • Gölette satılık villa
  • Ön muhasebe personeli aranıyor
  • Halk Eğitim’den ücretsiz piyano kursu
  • Makinacı, makine bakımcı ve yetiştirilmek üzere elemanlar aranıyor
  • Güres Tavukçuluk'ta çalıştırılmak üzere personel aranıyor
  • Özel Deniz Kişisel Gelişim Kursu’nda Kayıtlar Devam Ediyor
  • Sahibinden satılık Fiat Fiorino
  • Tavuk çiftliğine aile ya da bay elemanlar aranıyor
  • Penta Kişisel Gelişim Kursu Brıtıshtown yayınları ve sistemleri ile YKS-Dil gruplarına hizmet verecek!
  • Bursa Kebap Evi’ne çalışma arkadaşları aranıyor
  • Ustabaşı ve üretim şefi aranıyor
  • Özel Doğuş Hastanesine Güzellik Uzmanı aranıyor
  • Küçük Mucitler Atölyesi yeni döneme başlıyor

Organik Tarım ve Bürokrasi

Mahmut Tolon

Organik Tarım  ve Bürokrasi

            Fikren organik tarım, yani basitçe  kimya veya hatta zehir kullanmadan yapılan tarım her çiftçinin hedeflemesi gereken bir yaklaşım. Ama Uygulama öyle mi? Vesikalı bir çiftçi olarak bu organik tarım modasını biraz şaşkınlıkla takip ettim. Galiba farklı dünyalarda yaşıyoruz ki pek de kanım ısınamadı bu modaya. Tüketiciye faydası ne ?  Tereddütlerim var. Piyasada organik adı altında satılanı ödenebilecek bir masraf ile denetleyecek bir örgüt  ise yok ve herhalde insanoğlu var oldukça da olamayacak.

 

Hedef para kazanmak mı tarımla ?  Tamam, yeni etiketler ve yeni ambalajlar ile yeni ürünler sunalım.

Hedef bireyin daha iyi bilinçli beslenmesi daha az zehirlenmesi mi? Tamam, bildiğimiz yerden bildiğimiz şekilde üretilen ürünü alalım. Ama küresel güvenli bir gıda sistemi?  Yok ablalar, abiler  o işe aklım ermiyor benim.

Hedef  ayni zamanda doğa ile de uyumlu olmak ve karbon yükünü azaltmak  da olmalı!    Olmadığı  zaman  organik denen akıma kırmızı kart kalkıveriyor zihnimde.  Daha fazla bürokrasi ise altta kalanın canı çıksın metodu ile üreticinin sırtından kazanç haline geliveriyor.

 

Akhisar Pınarcık köyünde Mehmet Bayındır’ın evinde kahvaltı ediyoruz: “Buyur hocam” diyor, sofrayı gösterip. Zeytin bizim, yağı bizim. Süt bizim, peynir bizim, yumurta buradan, ekmeği Yeliz yaptı, buğdayı ben ektim biçtim. Tere yağ bizim, bal bizim arılardan, bir tek   çay Karadeniz’den! 

 

Çok fazla kırtasiye bulaşınca benim köylü kafam almıyor bu işleri. Arjantin’den organik reçel alıp ta yiyecekmişim, aykırı geliyor bana.  Doğa ile uğraşan insan ipleri elinde tutmak istiyor doğal olarak. Çok fazla etiket olunca da, aklının almadığı işler karışınca biraz uzak duruyoruz biz köylüler.

 

ABOV!

 Audi dört çeker arabasıyla  gelen iyi giyimli bir Alman firmasının temsilcisi anlatmıştı bir toplantıda: “biz size organik tarım yapmayı göstereceğiz, temsilcimiz gelecek şu kadar Oyro alacak her gelişinde ve sonunda size bir sertifika vereceğiz”  “ Daha çok para kazanacaksınız”.  “Abov!” demiştik hepimiz adamın arabasından etkilenerek.

 

Sertifikalı tarım yapanlarla konuşuyorum: “1000 kg mal alırken 1200 kg luk sertifika isteyiveriyor tüccar, aradaki 200 kg ne oluyor? “ diye söylüyorlar. Her tüketicinin elinin altında laboratuar yok ki hangi gıdada zehir kalıntıları var araştırsın.  Bilhassa ABD de güney yarımküreden sertifikalı sebze meyve satılıyor. Ne oldu bu sebzenin karbon yüküne hepimiz dünya denilen gemideyiz.  Velev ki gerçekten zehirsiz gıda anlamına gelsin ve güvenilir olsun alınan organik gıda.  Çok egoist bir beslenme uzun vadeli yeni bir bakış açısı getirecek mi küresel karbon salınımına diye kendime soruyorum.

 

Bilinçli tüketici için herhalde en güzeli bilinçli üreticisini tanıdığı  yerel mamule yönelmek. Veya yerel olarak üretildiğini bildiği güvendiği firmanın mamulüne yönelmek  eğer hedef çevre ile uyumlu olarak iyi beslenmek ise.

 KARBON YÜKÜ

Ben 500 km den fazla yol kat etmiş gıdayı almıyorum kendi kendime öyle bir hedef koydum.  Yolda tükettiği akaryakıt ile benim zihnimdeki dengeye uyumsuz oluyor o gıda.  Dev çiftliklerde üretilen et ve tavuktan da mümkün mertebe uzak durmaya çalışıyorum çünkü o hayvanlara verilen yem kısmen dünya pazarından temin ediliyor ve karbon yükü çok fazla oluyor.

 

Üretici olarak yurtdışından, bilhassa uçakla  gelen gıda maddesine karbon yükü vergisi konulmasına taraftarım.  İneklere ve koyunlara, keçilere küpe taktılar, şimdi de sebzeye küpe takacaklarmış. Biraz “Abov” diyerek biraz da şüphe ile izliyorum doğrusu. Ama itiraf edeyim, açıklamalar yapan yetkililerin görkemli makam arabalarından etkilenerek.  Aklıma  bazı yazarların kullandıkları kleptokrasi denilen tabir gelmiyor değil.  Bürokrasi ve kleptomani (çalma hastalığı)  den tüketilmiş bir kelime.

Bu yazı toplam 1393 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
ÖNE ÇIKANLAR
  • Akhisar T&D Yapı
1/20
Başlangıç Tarihi
Başlangıç Tarihi
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Akhisar Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.