• BIST 1.100
  • Altın 460,883
  • Dolar 7,2983
  • Euro 8,6266
  • Manisa 23 °C
  • İzmir 27 °C
  • Uğur Kurs’ta hızlandırılmış KPSS kursu açılıyor
  • Sahibinden satılık dükkan
  • Otel Tütün’de çalışacak eleman aranıyor
  • Bay eleman aranıyor
  • Kiralık daire
  • Bay-bayan ön saha personeli aranıyor
  • Plasiyer Aranıyor
  • Akhisargücü Yüzme Spor Kulübü Son Tur Son Şans
  • Üniversal tornacılar ve elektrikçiler aranıyor
  • Vasıflı vasıfsız personel, makine bakımcı ve forkliftçi aranıyor
  • Satış temsilcisi aranıyor
  • Selçuk Restaurant’ta Cuma ve Cumartesi günleri canlı müzik keyfi
  • Halkla İlişkiler uzmanı aranıyor
  • Nuri Giyik Sanayi sitesinde kiralık iş yerleri

Gelin canlar tanışalım

Halil Erdost

Gelin canlar tanışalım

Tıpa tıp aynı olmasa da benzer yaşam biçimlerinin, kültür değerlerinin, inançların, söylemlerin, siyasal düşüncelerin egemen olduğu sosyal yaşam alanlarında (son zamanlarda sıkça dillendirilmeye başladığı üzere mahallelerde) yaşayanlar genel olarak başka mahallelerde olup bitenlere hep eleştirel gözle bakarak kendilerinin en doğru, en güzel, en iyi olduklarını; kendilerinin hayatı en gerçekçi şekilde değerlendirip yorumladıklarını ileri sürerler. Hele bir de bu mahallelerin birer kabadayıları vardır ki bunlar “Nuh der peygamber demez”. Kendi doğrularından başka doğru kabul etmezler. Kendi dar kalıplarının içine hapsolup, başka mahallelerde de güzelliklerin, doğruların, iyilerin olabileceğini düşünmek bile istemezler. Oysa mahalleler arasında geçişkenlikler olsa fikir alış verişleri, en azından fikir tartışmaları olsa inanıyorum ki ortak paydalarda buluşup, var olan ve çözümsüz gibi görülen pek çok sorunumuzu çok kolay biçimde çözebiliriz.

Son zamanlarda haber ağırlıklı televizyon kanallarının özellikle tartışma programlarında karşımıza çıkan tartışmacıların çoğu (belki de reyting kaygısı yüzünden, ki böyle olsa bile doğurduğu sonuçlar itibariyle çok yanlış) kendi mahallesinde yaşananlara toz kondurmazken karşı mahallenin doğrularına sırt çevirip olabildiğince ötekileştirici bir dil kullanarak adeta bir kamplaştırma politikası izliyor. Sanki büyük laflar ediyormuşlar gibi altına kırmızı çizgiler çizerek o mahalleden gelecek hiçbir teklife açık olmadıklarını söylüyor, güya ilkeli, kararlı duruş sergilediklerini belirtiyorlar. Halbuki bu bir ilkeli duruş durumu değil, her türlü görüş ve düşünceye kapalı olma durumudur. Dinamik değil statiktir. Durgunluktur, gelişmeye açık olmamaktır.

Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam: “Benim hayatta en çok zevk aldığım şey tartışmaktır. Bundan daha çok zevk aldığım ise kendimden daha bilgililerle tartışmaktır. Daha da çok zevk aldığım şey ise tartışmakta yenilmektir. Çünkü her yenildiğimde yeni bir bilgi öğreniyorum.” diyor. İnsanlar tartışmaktan (kavga etmekten değil) kaçınmamalıdır. Tartışma sırasında veya sonrasında eğer kendi yanlışlarını gördülerse bundan vazgeçmeli, doğruda buluşmalıdırlar. Doğruda buluşmak yenilmek demek değildir, birbirinizi tanımak, yakınlaşmak, kaynaşmak demektir. Bu ise birlikte olmak, birlikten güç doğurmak demektir. 2 Temmuz 2020 akşamı Halk TV’de Enver AYSEVER ile Kadri GÜRSEL’in sundukları “Düşünelim” programını izledim. RTÜK tarafından Halk TV ve TELE 1’in 5 gün süre ile kapatılması kararının tartışıldığı programın katılımcıları CHP Genel Başkan Yardımcısı Engin ALTAY, televizyon program yapımcısı Sedef KABAŞ ve Bağımsız Milletvekili Cihangir İSLAM’dı. Program sırasında Cihangir İSLAM “Tartışma sırasında kullanılan sözcüklerin bile özellikle karşı taraf için önemi vardır. Örneğin biat sözcüğü. Biat sözleşme demektir. Mekana, zamana bağlı olarak belli bir süreyle uymak anlamında kullanılır. Biat mutlak bir itaat değildir. Şarta bağlı itaattir. Siz biatı mutlak itaat olarak yorumlar ve bu anlamı yükleyerek karşı tarafı suçlayıcı bir biçimde kullanırsanız mütedeyyin kesimler hemen kulaklarını kapatır seni dinlemezler. Bu hiçbir şey bilmiyor derler.” deyince Sedef KABAŞ “ Hmmm. Demek ki biatı yanlış kullanıyormuşuz. Bu anlamda kullanmamamız gerekirmiş.” dedi. Bir eksiğini görüp kendini tamamlamıştı Sedef KABAŞ. Hoşuma gitti.

3 Temmuz 2020 akşamı Özlem GÜRSES, “AKP İstanbul Sözleşmesi’ni neden feshetmek istiyor?” konusunun paylaşıldığı “20. Saat” programında kadın hakları savunucusu Av. Canan ARIN ve daha çok islami konular yazarı Berrin SÖNMEZ’i misafir etmişti. Sohbet sırasında söz feminizme gelince Özlem GÜRSES; Berrin SÖNMEZ’ e “Müslüman kadın feminist olur mu?” diye sorunca Berrin SÖNMEZ “Feminist olmayan kadın var mı?” diye sorup kendisi cevapladı. ”Bana göre kadınlar ikiye ayrılır.1-Feminist olan kadınlar 2-Feminist olduğunu bilmeyen kadınlar. Bu ikinci grubu biraz deştiğinizde ne kadar çok feminist olduklarını görürsünüz.”

Özlem GÜRSES ve Canan ARIN : Harika

Berrin SÖNMEZ “Müslüman feminist kadın elbette olur ve vardır. “Bize dost olarak Allah yeter.” diyen Kuran-ı Kerim’e göre bizim erkeklerin korumasına ihtiyacımız yok. Ayetlerin tefsirinde erkek egemen yorumların yanında feminist bakış açısıyla bakarak kendimize yol açmalıyız.” deyince Özlem GÜRSES “Çok devrimci bir şey söylüyorsunuz.” dedi. Berrin SÖNMEZ “Bütün dinler devrimcidir. Mevcut kokuşmuş düzene karşı baş kaldırmışlardır.” Özlem GÜRSES “Çok güzel şeyler söylüyorsunuz. Ne olur önümüzdeki günlerde bu konuları görüşmek üzere bir program yapalım.”

Ne güzel değil mi? Birbirimizi tanıdıkça ne kadar çok ortak yanlarımızın olduğunu görüyoruz.

Kendimizi sorguladıkça ve karşı mahalleleri tanıdıkça gereksiz suçlamalardan ve yargılamalardan da arınacağımızı düşünüyorum. Diplomalı cahiller, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanlar bazen öyle gaflar yapıyorlar ki insanın bazen “gerçek cahilin ferasetine” inanası geliyor. Merdan YANARDAĞ’ ın TELE 1’de 3 Temmuz 2020 günü sunduğu “5. Boyut” programında Prof. Dr. Ataol BEHRAMOĞLU “Cumhuriyet kuşağımız tarihini bilmiyor, bilmediğimizden dolayı örneğin II. Abdülhamit’e kimimiz “Ulu Hakan” , kimimiz “Kızıl Sultan” diyoruz. Oysa yansız, tarafsız bir biçimde tarihimizi bilsek ne Ulu Hakan ne Kızıl Sultan olmadığını görürüz.” diyor. Tarihimizi bilmeye birbirimizi tanımaya öyle çok ihtiyacımız var ki ancak o zaman “Ne Kurtuluş Savaşı? Keşke Yunan galip gelseydi” hezeyanlarını zırvalayan Fesli Kadir gibilerinin karşısında dimdik durabiliriz. Fatih Sultan Mehmet’in vasiyetinin de Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün de vasiyetinin de bizim için çok önemli olduğunu söyleyip gereğini yerine getirebiliriz.

Şah Sultan eserinin yazarı İskender PALA eserin giriş bölümünde diyor ki “Yüzyıllardır yaşadığımız ve yaşamaya devam ettiğimiz sorunların temelinde yatan asıl sorun birbirimizi tanımamızdan geliyor. Birbirimizi tanısak bir çok ortak değerimizin ayrışma noktalarımıza göre çok daha fazla olduğunu göreceğiz ve sorunlarımızı çok daha kolay çözeceğiz.” Buna samimiyetle inanıyorum. Birbirimizi dinlesek, anlasak, tanısak, kendimizi birbirimizin yerine koyarak insan olma ortak paydasında buluşsak, her bir mahallemiz birer çiçek bahçesine dönecek. Belki birinde katır tırnakları, birinde menekşeler; birinde dikenli güller, birinde zambaklar; birinde kaktüsler, birinde leylaklar çoğunlukta olacak ama hepsi çiçek açacak, hepsinden arılar bal yapacak, dünya çiçeklerle kaplı ve bal tadında olacak.

Bu yazı toplam 2424 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
PAUSE COFFEA
  • Pause Coffea Akhisar
1/20
Başlangıç Tarihi
Başlangıç Tarihi
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Akhisar Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.