• BIST 105.268
  • Altın 162,850
  • Dolar 3,9604
  • Euro 4,6498
  • Manisa 1 °C
  • İzmir 0 °C
  • Yavuz Sigorta yeni adresinde
  • Satış temsilcisi aranıyor
  • Halk Eğitim’den emlak danışmanlığı kursu
  • Büyük Öncü AVM, Vestel açılıyor
  • ASDER'den resim atölye çalışmaları
  • Cumhur Sarı'nın tek kişilik gösterisi 23 Kasım'da
  • Zeytine minnet kortej yürüyüşü 24 Kasım'da yapılacak
  • Dünya Zeytin günü programı belli oldu
  • Nakış makinesinde çalışacak usta, operatör ve makineci aranıyor
  • Hypatia Book & Coffee’de 10 Kasım nedeniyle 3 al 2 öde
  • Üniversal tornacı ve kaynakçı aranıyor
  • Akhisargücü Basketbol Akademisi kış okulu kayıtları başladı
  • İnşaat mühendisi aranıyor
  • İtina ile zeytin silkme makinası ile  zeytin silkinir

Evrenin ritminde öze güvenmek

Ayşe Özçelik Gönül

    Önce nereden başlamalı büyümeye, gelişmeye? Köklerle toprağa sımsıkı sarılmalı mı? Yoksa, güneşin her doruşunda arşın arşın güneşe doğru gitmeli mi? Elbette ilk önce kökleri sağlama almalı, tutunmalı toprağa. Gökyüzüne uzanırken güç almalı topraktan. Yere sağlam basıp kendini güvende hissetmeli.

   Köklenelim ve kabullenelim. Var oluştaki herşeyi, olduğu gibi kabullenelim. Bulunduğumuz ortamı, çevremizdekileri, bizi biz yapan değerleri, yakından uzağa tüm insanları ve en çok kendimizi, kendi varlığımızı. İyisiyle kötüsüyle, eksiğiyle fazlasıyla kabullenelim.

     Güvende olmak mı istiyoruz? Nedir seni güvende hissettiren? Çok para? Kariyer? Görkemli, sağlam bir ev? Son model bir araba? Güzellik? Yakışıklılık? Daha uzar gider bu liste. Hepsi de maddenin yıkımıyla sonlanmaya mahkum var oluş formları. Söyle, sahiden güvende misin? O zaman neye güvenelim? Tabi ki Öz’e güvenelim.

    Maddi düzeydeki sahip olmak kalıbının dışına çıkıp özümüze güvenelim.  Doğduğu andan itibaren ölüme yol alan canlı-cansız varlıkların, yok olmak için yaptığı bu yolculukta  neye sahip olabiliriz ki? Sözün ve maddenin ötesindeki var oluşun verdiği huzuru bulabileceğimiz tek yer öz. Orası bizim evimiz. Birlik içinde ve sonsuz olan. Saflık barındıran ve hafiflemiş, hatta ağırlığı olmayan. Bazen bir nefesin içinde saklı, bazen gökyüzünün mavisinde. İçimizde ve dışımızda.

     Önce evi gürültüden ve kalabalıktan arındırmak gerek. Zihin oyunlarının oluşturduğu mekan ve zaman algısını değiştirmek için sessizliğe ihtiyaç var. Sessizliğe ve beklentisizliğe. Kendimizde kalabilmek için kendiliğindenliğe. Bulunduğumuz ortam zıtlıkların mevcudiyetinden oluştuğu için bunu başarmak kolay değil, ama mümkün. Yapacağımız en güzel şeylerden biri hatırlamak. Sıkılınca, sıkışınca, daha da iyisi sıklıkla özü hatırlayıp hissetmek. Bir meditasyon oturuşuna geçmeyi beklemeden. Hayatın içinde, tam da ortasında bunu yapmak. Elbette yöntemler, konsantrasyon objeleri, uzun meditasyonlar da olsun. Önemli olan alanı genişletmek, basit bir eylemi bir aydınlanma  aracına dönüştürebilmek. Orada özü hatırlamak ve anın içinde kalmak. Yaşamın toplamı içinde kaldığımız anlardan ibaret değil mi? Gerisi, zihnin bizi geçmiş ve gelecek arasında, bir o yana bir bu yana sallanan sarkaç gibi savurduğu boş bir esinti. Nasıl birşey bu? Özü taşıyan rüzgara ne oldu?

    Her şey birdenbire oldu. Bir’den çok olduk, çok görünüp yok olduk aslında. Döngü ve titreşim, yalan dünyayı gerçeklik kazanmış bir resim haline getirdi. Özümüzü saran kabuklar, sessizlikte akan varlığımızı unutturmak için, var oluş oyunundaki rollerinin hakkını vererek  her daim huzurumuzu kaçırma girişiminde, hazırda bekliyorlar. Fizik bedenin kirlendikçe yıkanması gibi, özün üstünü örtmeye çalışan ve anın kaçırılmasına sebep olan zihin ürünü laf kalabalıkları ve egonun tetiklediği duygulardan arınmanın en güzel yolu yoga. Birleşmenin ve bütünleşmenin yolu. Biraz cesaret gerektiriyor. Sessiz kalmak, yüzleşmek, zihnin oluşturduğu kalıpları kırarken acıdan sevince doğmak için biraz cesaret. Acıdan sevince doğmak, madalyonun bu yüzünde rolünü daha keyifle oynayıp, öbür yüzün farkında olmak. Farkında olmak, farkındalığı çoğaltmak ama asla olmak zannına kapılmamak. Çünkü olmak zannı zihnin sınırları dahilinde kalır, sonsuzlukla örtüşmez.

     Birlikle çokluğun, varlıkla yokluğun aynılığını bilmektir yoga.  Aynı ritmde dönen elektronların hareketiyle görünürlük kazanmış beden enstürmanını, yine hareket(Asana) aracılığı ile akord edip, evrenin sesi ve akışıyla uyumlu hale getirerek sonsuzluğa uzayan notaların ritminde yaşamaktır yoga. İçimize çektiğimiz havanın, içtiğimiz suyun, bastığımız toprağın, yediğimiz yemeğin, var oluşun her hücresindeki sevginin yaşamsal enerji olarak bizi beslediğini bilmektir yoga. Tutunduğumuz nesneleri bırakıp odağa yönelmek, odakta gözlemci kalabilmektir yoga. Birleşmek ve saflaşmak için gösterilen çabanın içinde, yolun keyfini çıkarabilmektir yoga. Evrenin sesine ve akışına kendini uyumlama çabasındaki tüm yoga yolcularına selam olsun. Akordumuz hiç bozulmasın. Ve hep beraber sessizce, evrenin şarkısında kendi notalarımızla akalım.

kapak-fotografi-002.jpg

Bu yazı toplam 422 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Başlangıç Tarihi
Başlangıç Tarihi
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Akhisar Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.