• BIST 97.926
  • Altın 144,080
  • Dolar 3,5648
  • Euro 3,9975
  • Manisa 21 °C
  • İzmir 26 °C
  • Satılık Daire
  • Zeytinli Bahçe; İftara hazırız!
  • Çocuk Gruplarında yaz dönemi kurs kayıtları başladı
  • Özel Yüksel’de erken kayıt fırsatı
  • Bay - Bayan eleman aranıyor
  • Sınav Lisesinde erken kayıt indirimi
  • Bay - Bayan eleman aranıyor
  • Ege Tenis Yüzme Kursu Kayıtları Başladı
  • Gaye Plus firmasına eleman aranıyor
  • "Aşkla buluşturup sanatla çekiyoruz"
  • Penta Akademiden müjde!
  • Vergi Dairesinden duyuru
  • Gülbeyaz havuz ve cafede yüzme kursu kayıtları başladı
  • Köfteci Ramiz'e personel aranıyor
  • Pinokyo'da Yaz Okulu ve Yeni Dönem Kayıtları Başladı
  • Gafe – Gürgendağ Kır Düğün Salonu
  • Akhisar'a iz bırak

DARBELER VE POSTMODERN DARBELERLE YÜZLEŞME

Bahadır Yenişehirlioğlu

DARBELER VE POSTMODERN DARBELERLE YÜZLEŞME

İster post modern olsun ,isterse tankları yürüterek olsun sivil düşünceye ve sivillerin iş başına getirdiği meşru hükümetlere karşı yapılmış bulunan darbeleri desteklemek  Demokratik bir tavır olamaz .

Yıllardan beri  bunun sıkıntılarını çekmiş bir ülkenin vatandaşı olarak  yapılan yanlışların  Hukuk önünde hesap vermesini  bekliyorduk .Ne yazık ki  bunun bir türlü arzu edilen sonuca ve çözüme erişememesi  hepimiz için üzüntü kaynağı idi .

12 Eylülün yargılanıyor olması  hayra alamet bir gelişme iken sadece  boş iki sanık sandalyesinin  yargılanıyor olması arzu ettiğimiz neticeleri verecek mi bundan kuşkularım yok değil .Zira Türkiyeyi 12 e taşıyan  pek çok suçlu ve katkıda bulunanların  yargı dışında tutulması  yargının güdük  olarak tazahür ettiğini hissettiriyor.

 

Darbeler sonrasında ordu, kurulacak hükümetin şekli sorunuyla karşı karşıya kalır. Latin Amerika da darbeden sonra değişik rütbede askerlerden oluşan cunta yönetimi oldukça yaygındır. Afrika'da ve Türkiye'de ise cunta ile birlikte çalışacak devrimci bir meclis oluşturma ve bu meclis üyelerinin de cunta tarafından seçilmesi yöntemi yaygın olarak kullanılır. 27 Mayıs 1960 ve 12 Eylül 1980 darbeleri ile yönetimi ele geçiren cuntalar olan Milli birlik komitesi ya da Milli güvenlik kurulu, ülkeyi mutlak biçimde yönetmiş; aynı zamanda Kurucu meclis ya da Danışma meclisi adıyla  cunta tarafından seçilen sivil temsilcilerin olduğu ancak MBK ya da MGK karşısında bir hayli zayıf bir de meclis oluşturulmuştur.

TSK, iç güvenliğin tehdit altında olduğunu ifade ederek zaman, zaman sivil yönetime müdahele etmiştir. Bu müdahalelerde temel hukuki dayanak Türk silahlı kuvvetleri iç hizmet kanununun 35. maddesinde yer alan "Madde 35 - Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır." hükmü olmuştur. Ancak 12 Eylül darbesinin 'nin yargılanması için hazırlanan iddianamede bu maddenin darbeye meşruiyet kazandırmayacağı ve hiçbir kanun maddesinin Anayasa’nın üzerinde olamayacağının altı çizildi. Devlet düzeninin temel kurumlarından TBMM ve tüm hak ve özgürlükleri ortadan kaldırmak için 35. maddeyi gerekçe göstermenin hukuka aykırılığa kılıf bulma gayreti olduğu aktarıldı. TSK 1960 ve 1980 yıllarında iki kez yönetime el koymuş, 1971 ve 1997 yıllarında ise POST MODERN DARBE ile hükümeti istifaya zorlamıştır.

Türkiye 1950 yılındaki demokratik seçimlerle çok partili hayata geçiş yaptığı dönemden sonra, millet iradesine dayanan demokratik düzen neredeyse her on yılda bir askeri müdahalelerle kesintiye uğradı. İlki 27 Mayıs 1960 'da olmak üzere; 12 Mart 1971'de (muhtıra)12 Eylül 1980 'de, 28 Şubat 1997'de (post modern darbe)arka arkaya askeri müdahalelere tanık oldu.

Bu hususların yargıya taşınıyor olması (zihinlerde yapılanların suçlu olduğu zaten malum du) ama yargı önünde de bu suçun tescillenmesi  ileri Demokrasiyi arzuladığımız bu günlerde hepimiz için faydalı gelişmeler  olarak görülmelidir.

Bu yazı toplam 1291 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    Başlangıç Tarihi
    Başlangıç Tarihi
    Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Akhisar Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.