• BIST 1.112
  • Altın 474,037
  • Dolar 7,5495
  • Euro 8,9548
  • Manisa 28 °C
  • İzmir 30 °C
  • Özdemirler Turizm güncel tur listesi
  • Gaziler Günü programı belli oldu
  • Ücretli öğretmenlik duyurusu
  • Bay - bayan pompa görevlisi aranıyor
  • Vasıfsız personel ve muhasebe elemanı aranıyor
  • B ehliyetli eleman aranıyor
  • Bayan eleman aranıyor
  • Ön muhasebe personelleri aranıyor
  • Çok leziz kampanya çok iyi fiyata diyarında
  • Öndemak Isıtma Sistemlerinde dev kampanya
  • Nuri Giyik Sanayi sitesinde kiralık iş yerleri

“Burası çok önemli”

Halil Erdost

“Burası çok önemli”

 

Keramatini kendinden değil,  mensubu bulunduğu ailenin bir bireyin olmaktan alan seyrek sakallı genç adam, zaman zaman topladığı toplulukların önünde kürsüye çıkıp yaptığı konuşmasında anlatıyor da anlatıyordu. Hemen bütün televizyon kanallarının verdiği konuşmasının bir bölümüne geldiğinde, gözlerini devirerek, sanki o ana kadar, “Laf olsun torba dolsun” diye konuşmuş ve söylediklerinin hiçbir önemi yokmuş gibi “burası çok önemli” diyerek, dinleyenlerin dikkatini çekmeye çalışıyordu: “Tünelin ucundaki ışık görünmüştü.” “ İşsizliğin beli kırılmış, istihdam artırılmıştı.” “Ülkemizin kalkınma hızı, içinde bulunduğumuz şu salgın günlerine rağmen, diğer dünya ülkeleriyle karşılaştırıldığında çok az daralmış ve inşallah yılın son çeyreğinde en az %4-%5 oranında artacaktı.” “En kötü günler geride kalmıştı.” “Çalışanlar çalıştığının karşılığını dolarla mı alıyorlar ki doların artışı onların harcamalarını olumsuz etkilesin di.”

            Hemen her söylediği ve “burası çok önemli” dediği her şeyin kısa süre içinde tamamen tersi çıkan genç adam, eğer mensubu bulunduğu ailenin bir bireyi olmasaydı, acaba şimdi sahip olduğu makam, mevkii ve güce sahip olabilir miydi? Hele içinde bulunduğumuz, üniversite mezunu genç işsizliğin bu boyutlarda ( İŞ-KUR verilerine göre 2004’te 97.545 olan üniversite işsiz sayısı 2019’da 1 milyon 34 bine yükselmiş 15 yılda üniversite işsizlik oranı %960 artmıştır.) olduğu günümüzde herhangi bir iş bulabilir miydin?

            Genç adam ve mensubu bulunduğu ailenin en büyüğü, siyasal düşünce ve yönetim anlayışı bakımından bazen övgü ile bahsettikleri Demokrat Parti döneminin güçlü başbakanı Menderes’in hangi bireysel ilkelere sahip olduğunu ve bu ilkeleri tutum, davranış ve söylemleriyle uyguladığını bilselerdi; acaba biz ne söylüyoruz, ne yapıyoruz derlermi miydi? Zannetmiyorum. Bilmedikleri ve hatta bilseler bile bu yönleriyle örnek alamayacakları gün gibi ortada olan Adnan Menderes, 1899 yılında, varlıklı bir çiftçi ailesinin oğlu olarak dünyaya gelmişti. Aydın ili sınırları içinde yaklaşık 70 bin dönüm arazinin sahibiydi. Toprağının bir bölümünü, toprakları içinde bulunan Çakırbeyli Köyüne mera olarak terk etti. Toprak kanunu çıkarılırken (dipnot1) zeytinliklerinin ve arazilerinin büyük bir kısmını komşu köylülere devretti. Yirmili yaşlardan itibaren tarım işleriyle uğraşmaya başlayan Menderes, genç Cumhuriyetin tarımsal sanayiyi geliştirme çalışmaları doğrultusunda 1930 yılında pamuk üretimi ile ilgilenmeye başladı.

            Kendisini eleştiren siyasilere karşı “Beni Atatürk keşfetti” diyerek savunan Adnan Menderes, gerçekten de Atatürk’ün Aydın’ı ziyareti sırasında “4 dakika zamanım var” diyen Atatürk ile memleket meseleleri üzerine 4 saat konuşmuş ve Atatürk tarafından 1931 seçimlerinde kendisinin haberi olmadan, Aydın milletvekili adayı gösterilmiş ve milletvekili olmuştur. Siyasete memlekete hizmet amacı ile girmişti. Çiftlik işlerini tamamen kâhyasına bıraktı. Ailesi ve yakın çevresine, siyaset hayatı boyunca (1931-1960 ) siyasi nüfusunu kullandırtmadı. 10 yıllık Başbakanlığı döneminde (1950-1960) Menderes’in yaşamında ve mal varlığında hiçbir değişiklik olmadı.

            Oğlu Yüksel Menderes ( dipnot2) 1956 yılında Türkiye’ye döndüğünde, Başbakan olan babasına:

“Baba izin verirsen serbest meslek, ticaret gibi konularla ilgilenmek istiyorum.” dedi.

Adnan Menderes:

“İyi, güzel ama Yüksel, sen serbest meslek veya ticaret konusuna girsen ne yapacaksın? Ne alıp, ne satacaksın? Bir yerde alıp-sattığın ben olacağım. Ben başvekil olduğum müddetçe, sen ne yaparsan yap, yaptıkların bana bağlanacak. Bu beni rahatsız edeceği gibi seni de rahatsız edecek. Kusura bakma ama bu düşünceni uygun görmüyorum.” der.

Yüksel Menderes de babasının bu düşüncesine saygı duyup ticarete girmedi.

 

{ Şimdi bir, 14 Mayıs 1950 de günümüze kadar geçen yaklaşık 75 yıllık demokratik hayatımızda en yüksek oy oranı (%55) ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde en yüksek milletvekili sayısı (487 kişi olan mecliste 408 milletvekili) ile iktidara gelen Menderes’e ve oğlu Yüksel Menderes’e bakalım, bir de günümüzün iktidar sahiplerine ve onların gemiciklerle oynayan çocuklarına bakalım.}

 

            Ankara Gazi Mahallesi’nde (Etimesgut) Türk Hava Kurumu tarafından 1945 yılında kurulan Uçak Üretim ve Bakım Fabrikası kapatılınca, yerine ,1954 yılında

( küçük Amerika olma hayalleri ) doğrultusunda, Amerikan Minneapolıs - Molıne Şirketi ile MKE (Makine Kimya Enstitüsü),TZDK (Türkiye Ziraii Donatım Kurumu),  Ziraat Bankası ve Çukobirlik (Çukurova Tarımsal Üretim Kooperatifi) arasında imzalanan bir protokolle Türk Traktör fabrikası kuruldu.

 

            Kuruluş aşamasında, çiftçilikten gelen başbakan olarak çok yakından ilgilendiği Türk Traktör Fabrikası, Adnan Menderes’e bir traktör hediye etmişti. Adnan Menderes traktörü kabul etmiş ancak özel kalem müdürü Muzaffer Ersü’ye fabrikadan traktörün faturasını istetmişti. Fabrika yetkilileri “biz onu başbakana hediye ettik” deyince Menderes’in cevabı “Onlar kim oluyor ve kimin malını kime hediye ediyorlar? Böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değildir. Faturasını kesiniz parasını hemen öderiz.” olmuştur.

 

{ Şimdi bir Menderes’e ve hediye karşısındaki tutumuna bakalım bir de günümüz yöneticilerinin sorgusuz sualsiz kabul ettikleri milyonlarca liralık hediye saatlere, milyarlarca dolarlık uçaklara bakalım.}

            Adnan Menderes, 27 Mayıs1960 darbesinden sonra “ seni buraya getiren kuvvet böyle istiyor” denilip, hukuk ayaklar altına alınarak Yassıada’da yargılandı. Siyasi ve Hukuk tarihimizin yüz karalarından biri olan bir kararla idama mahkûm edildi. Ama yargılama dosyasında yolsuzluk, suiistimal, kara para aklama, altın kaçakçılığı, yakın çevresine, eşine, dostuna, çocuklarına devlet olanaklarından yararlandırma gibi hiçbir suçlama yoktu. Olamazdı da. Eğer olsaydı bu çok büyük bir iftira olurdu.

            { “Körler, sağırlar birbirlerini ağırlar” kaabilinden, aile bireyleri birbirlerine methiyeler düzerken, birbirlerine plaketler verirken ne söyledikleri mi önemli, ne yaptıkları mı? Yoksa söyledikleri ve yaptıklarının doğurduğu sonuçlar ve bu sonuçların sırtımıza yüklediği yükler mi önemli? Ne dersiniz? Neresi önemli?}

 

 

 

Dipnot1 : 1930 yılı ortalarında başlayan ve 1945’te kabul edilen Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu ile yasalaşan bu çalışmaların özünde Mustafa Kemal’in “Her Türk çiftçi ailesinin, geçineceği, çalışacağı toprağa malik olması, behemahal lazımdır. Vatanın sağlam temeli ve imarı bu esastadır.” Sözü ve doğu illerinden batı illerine zorunlu göçe tabii tutulan vatandaşlarımıza toprak tahsis etmek çalışmaları vardır. Ancak topraksız çiftçiyi topraklandırma çalışmaları Cumhuriyet tarihimizin bir sorunu olarak günümüzde de devam etmektedir.

 

Dipnot2 : Yüksel Menderes (1932-1972) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Cenevre Üniversitesi Siciencos Politiques Fakültesini bitirdi.

Bu yazı toplam 835 defa okunmuştur.
Yazarın Diğer Yazıları
PAUSE COFFEA
  • Pause Coffea Akhisar
1/20
Başlangıç Tarihi
Başlangıç Tarihi
Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Akhisar Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.