• BIST 90.122
  • Altın 145,975
  • Dolar 3,6213
  • Euro 3,9326
  • Manisa 9 °C
  • İzmir 11 °C
  • Elektrikçi ve sıhhi tesisatçı elemanlar aranıyor
  • Veteriner Aranıyor
  • Reşatbey Mahallesi 314 sokak Satılık Müstakil Ev
  • Erdemli Gençliğin yetişmesinde anne – babanın rolü konferansı
  • Kasiyer, Garson ve Komi aranıyor
  • Çınarlı Makina'ya eleman aranıyor
  • Ön Muhasebede çalışacak personel aranıyor
  • Yeni Cuma Pazarı karşısında kiralık dükkan
  • Bay – Bayan eleman aranıyor
  • "Aşkla buluşturup sanatla çekiyoruz"
  • Levent Üzümcü 28 Mart'ta Akhisar'da
  • Gelin 2017’de de hikayenizi biz oluşturalım
  • Medar Bahar Kır Düğün Salonları
  • Jolly Tur Güvencesiyle Tam Karadeniz Turu
  • Gafe – Gürgendağ Kır Düğün Salonu
  • Kiralık İş Yeri
  • Akhisar'a iz bırak
  • Ege Yörem

Akhisar' ın Muhammed Ali' si; Arap Mustafa ! (Sn.Hızlı'ya bir öneri)

Dr. Gökhan Gürel

Akhisar' ın Muhammed Ali' si; Arap Mustafa ! (Sn.Hızlı'ya bir öneri)

Binsekizyüzlü yıllarda yabancı  sermaye, liman kenti İzmir' de sanayi ve ticareti neredeyse tamamen ele geçirmişti.

Daha çok ihracat yapabilmek için daha çok tütün, daha çok pamuk, daha çok incir üretilmeliydi.

Bu daha çok insanın çalıştırılması  demekti ki; maliyetler artacak, tüccarın karı azalacaktı.

Neyse ki imdatlarına köleler yetişmişti !

Kenya'dan, Somali'den, Sudan'dan, Etiyopya' dan ve Afrika' nın diğer ülkelerinden getirilen zenci köleler !

Belgrad'da , Bursa'da , İstanbul'da olduğu gibi artık İzmir'de de zenci köle pazarları kuruluyordu.

Alınıp satılan zenci köleler, karın tokluğuna çalıştırılmak ve zor işleri yaptırmak üzere Ege' nın en verimli ovalarına, Tire'ye, Ödemiş'e, Akhisar'a götürülüyorlardı.

Devran böyle sürüp giderken Sultan Abdülmecid 1847' de bir fermanla köle ticaretini yasaklamıştı. 

Ucuz insan çok kar demekti. Padişahı  pek dinleyen olmadı. 

Bu rezil iş, giderek azalsa da Türk - Yunan mübadelesine kadar sürdü...

Cumhuriyet kurulduktan sonra zenciler artık  'birinci sınıf vatandaş' olmuşlardı.

Hayatın her alanına  girebiliyorlardı.

Ömer Besim Koşalay atletizmde 29 Türkiye rekoru kırıyor, ülkemizi Paris ve Amsterdam Olimpiyatlarında temsil ediyordu,

Kardeşi Saim Özaltay ile birlikte Altay takımında forma giyen 'Arap' lakaplı Vahap Özaltay, milli takım formasını giyiyor, 1933 yılında Fransa'nın Racing takımına transfer olarak Türkiye'nin ilk profesyonel futbolcusu ünvanını  alıyor, yetmiyor, Ordu Milli Takımımızın başına geçiyor ve bize şampiyonluk yaşatıyordu.

Hem futbolcu hem de basketbolcu olan Arap Sadri (Usuoğlu) ise 1936 Berlin Olimpiyatlarında ülkemizi temsil ediyor, Beşiktaş' ta yöneticilik yapıyor ve 1952 yılında Türk Milli Futbol Takımımızın teknik direktörü oluyordu....

Sinema ve televizyonun yaygınlaşması  ile Arap Bacılar, Dadı Kalfalar, Arap Celaller hem evimize hem gönlümüze misafir oluyorlar,

Esmeraylar, İbrahim Şirinler ( ki hemşehrimizdir) ise kulaklarımızın pasını siliyorlar, ruhumuza gıda oluyorlardı...

Artık onlar da bizimle eşit, bizden, içimizden birileriydi.... 
 

Arap Mustafa da bu öykünün Akhisar'daki kahramandır...

Zerafetten olsa gerek, milletimiz, ilk geldikleri zamandan bu yana (o tarihlerde tüm dünyada zencilere yapılan ayrımcılık ve ikinci sınıf insan muamelesi nedeniyle olmalı) onları  'zenci' yerine 'Arap' olarak anmayı tercih etmişti.

İşte bu nedenle 'Arap' lakabı ile anılan Mustafa Yıldız 1967' de Kırkpınar başpehlivanlığı için güreşmeye başlamıştı.

Siyah teni ve güçlü fiziği, film yapımcılarının da ilgisini çekmiş olacak ki 1969 yılında 'Tarkan' isimli filmde kısa bir rol almıştı.

Yavaş yavaş tanınmaya başlıyordu.

1972 yılında Kırkpınar Güreşleri'nde finale kalınca, Türkiye O' nu artık iyice tanımıştı.

Finalde rakibi Turgut Kılıç' ı  34 dakikada tel örgülere fırlatıp atmıştı.

Müsabaka bittiğinde, Kırkpınar Güreşleri' nin sadece başpehlivanlık ünvanını değil, aynı  zamanda Türkiye ve Kırkpınar tarihinin ilk 'siyahi' başpehlivanlık ünvanını da kazanmış oluyordu !

Şöhret, para, düzensiz özel hayat,....

Kişisel bir husumet sebebiyle ölümcül bir bıçaklanma olayı...

Uzun süre er meydanlarından uzak kalmış olmasına rağmen 1981 yılında ikinci kez Kırkpınar başpehlivanı  olmayı başarmış, Kırkpınar tarihine adını altın harflerle yazdırmıştı. 
 

Bu yıl ölümünün onuncu yılıydı. Akhisar' da kimse O' nu anmadı...

O, Arap Sadri kadar, Arap Vahap kadar, Ömer Besim Koşalay kadar değerli bir sporcudur,

O, Arap Bacılar' ın, Dadı Kalfalar' ın, Arap Celaller' in beyaz perdede ölümsüzleştiği gibi ölümsüzleştirilmelidir,

Çünkü O Akhisar' ın Muhammed Ali' sidir, Mike Tyson' ıdır. 
 

Vefa borcumuzu ödemek için bir fırsatımız daha var.

Önümüzdeki yıl O' nun Türkiye ve Kırkpınar tarihinin ilk 'siyahi' başpehlivanı oluşunun kırkıncı yıldönümü olacak !

Son yıllarda Akhisar' da güreş  sporuna önemli katkılar veren Sayın Başkan Salih Hızlı' ya (bazı okurlarımın 'Ayvaz Dede olayı sana hiç ders olmamış' diyeceklerini bildiğim halde) bir teklifim var ;

Gelin 'ilk siyahi başpehlivan' olmasının kırkıncı yılında Arap Mustafa adına bir güreş turnuvası düzenleyelim (Çağlak Festivali' nde olabilir),

Akhisar' da önümüzdeki yılı  'Sporda Arap Musatafa Yılı ' ilan edelim,

Adını bir sokağa ya da bir spor tesisine verelim,

Ve Akhisar' a heykelini dikelim....

Bu öykü bitmesin !

Ne dersiniz ?

Bu yazı toplam 7280 defa okunmuştur.
  • Yorumlar 4
    Yazarın Diğer Yazıları
    Başlangıç Tarihi
    Başlangıç Tarihi
    Tüm Hakları Saklıdır © 2003 Akhisar Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.